Mimar Sinan ve Ters Lâlenin Hikâyesi

Mimar Sinan 99 yıllık hayatı boyunca Osmanlı padişahlarından İkinci Beyazıt, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim ve Üçüncü Murat dönemlerinde yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim döneminde Kayseri’nin Ağırnas köyünden devşirilerek İstanbul’a getirilmiş, oğlu Kanuni Sultan Süleyman döneminde baş mimarlığa yükselmiştir. 50 yıl sürdürdüğü baş mimarlık görevi sırasında bizzat inşa ettiği eserlerin yanında mimarbaşı olarak yönettiği Hassa Mimarlar Ocağı tarafından yapılan cami, mescit, türbe, imarethane, hamam, bedesten, köprü ve kemerlerle birlikte yaklaşık 400 esere imza atarak dünya yapı sanatının en büyük ustaları arasına girmiştir.

Devşirildikten sonra Kapıkulu Ordusunun bir parçası olmak üzere Acemi Oğlanlar Ocağına alınması Sinan’ın pek bilinmeyen askeri hayatının ilk adımı olmuştur. Çok yönlü bir eğitim sistemi uygulayan bu ocakta öğrencilerin askeri eğitim yanında en ileri fen bilimleriyle yetiştirilmeleri Sinan’ın kabiliyetlerini keşfetmesinin yolunu açmıştır. Burada ilk olarak neccarlığa yani marangozluğa ilgi gösteren Sinan daha sonra yetenekleri doğrultusunda yapı işlerine yönelmiştir. Bir süre sonra da Yeniçeri olmuştur.

Sinan asker kökenli olması nedeniyle Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın birçok seferine katılmıştır. Bu seferler sırasında değişik ülkelerde gördüğü yapılar onun ufkunu açmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniçeri olan Sinan, ordunun geçişi için Prut nehri üzerine 13 günde köprü kurmuş ve bu başarısı nedeniyle baş mimarlığa getirilmiştir. 1538’de 49 yaşındayken Kanuni tarafından baş mimarlığa getirilen Sinan’ın mimarbaşı sıfatıyla gerçekleştirildiği ilk görev Hürrem Sultan tarafından 1539 yılında kendisine ısmarlanan Haseki Külliyesini inşa etmek olmuştur. Haseki Sultan Cami Sinan’ın ilk kagir kubbeli camisi olarak tanımlanır. Bu yapı Mimar Sinan’ın içinde doğduğu Osmanlı mimari kültürünün unsurlarını taşımanın yanında bundan sonra geliştireceği kendine has mimari üslubun ilk belirtilerini de göstermiştir. Mimar Sinan artık bu görevle uçsuz bucaksız Osmanlı coğrafyası üzerinde hayallerini gerçekleştirme imkanı bulmuştur. 

Kanuni Sultan Süleyman ve Haseki Hürrem Sultan’ın Saruhan (Manisa) sancağında görevli oğulları Şehzade Mehmet 1543’te 22 yaşındayken vefat etmişti. Bu duruma çok üzülen Padişah ve eşinin isteği üzerine Mimar Sinan, 1543-1548 yılları arasında çıraklık eserim dediği Şehzade Mehmet Camini yapmıştır. 1551 yılına gelindiğinde ise yine Kanuni Sultan Süleyman’ın talimatıyla kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camini inşa etmiştir. İstanbul’u İstanbul yapan Süleymaniye Caminin inşası 7 yıl sürmüştür.

Mimar Sinan sadece iyi bir mimar değil aynı zamanda çok iyi bir mühendisti. Kanuni devrinde İstanbul’da su sıkıntısı yaşanmaktadır. Padişah baş mimarını çağırır ve buna bir çözüm bulmasını ister. Mimarbaşı araştırmalarını yapar ve padişaha su sorununun çözülebileceğini ancak maliyetin çok yüksek olacağını söyler. Padişah hemen harekete geçmesi emrini verir. Mimar Sinan bentler, kemerler ve su geçitleri inşa ederek İstanbul’a suyu getirir ve şehrin birçok noktasındaki çeşmeden akıtır. Böylelikle Kırkçeşme Suları adı verilen bu büyük proje ile İstanbul’un su sorunu çözülmüş olur.

Mimar Sinan 80’li yaşlarındayken Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu İkinci Selim kendisinden Edirne’ye büyük bir cami yapmasını ister. Mimar Sinan’ın da dünyanın tek kubbeli en büyük camisini yapma hayali vardır ancak bu kolay bir iş değildir ve yaşı da ilerlemiştir. Yaşlı Mimar yapımı 14 yıl sürecek olan ve daha sonra ustalık eserim diye bahsedeceği Selimiye Camini inşa etmek için Edirne’ye doğru yola koyulur. Bir süre sonra çok sevdiği ve ayrı kalamadığı 8-10 yaşlarındaki torunu Fatma’yı da yanına aldırır. Ancak Edirne’nin o yıl çok soğuk geçen kışında küçük kız hastalanıp yatağa düşer ve bütün çabalara rağmen vefat eder. Dede Sinan bu olaya çok üzülür, sessizleşir ve içine kapanır. Torunu için bugünkü İstanbul Edirne yolu üzerinde üzeri tonozlu bir anıt mezar yapar ve sandukanın her iki tarafına hüznünü ifade eden birer ters lâle motifi işletir. Bu üzücü olay yaşandığı sırada Mimar Sinan Selimiye Cami’nin tam ortasına 12 ayaklı bir müezzin mahfili yaptırmaktadır. İnşaatta çalışanlar çok sevdikleri Mimar Sinan’ın bu durgun ve üzüntülü halinden etkilenirler. Ve bir gün işçilerden biri müezzin mahfilinin ayaklarından birinin iç kısmına gizlice bir lâle deseni işler. İşte bu boynu bükük lâle motifi yüzyılları aşmış Koca Sinan’ın derin üzüntüsü ve küçük bir kızın hatırasını günümüze kadar taşımıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir